WordPress LeoTheMaster

Güncel, teknik, eğitici, son dakika, eğlenceli, sıcak video (18+ değil), haber ve bloglar

Umutsuz Face Kadınları – Desperate Face Wifes

Artık, “Umutsuz ev kadınları” “out”, “Umutsuz ‘facebook’ kadınları” “in”!

Fashion TV olarak yayın yapan TV kanalının logosuna benzeyen “f” harfi ile “sosyal patlama” yaratan facebook, bayanlar arasında ciddi bir şekilde kullanılmakta.  Özellikle bayanlar diyorum çünkü ciddi bir şekilde bağımlılık yaratan yani bir sosyal ağ hastalığı bu aslında!

Öğrenci kızlar, evde kriterlere uygun eş ve iş bekleyen aile yanında ama odasında facebook takılan genç kızlar, TV kanallarında sıkılmış kahvaltı sonrası bilgisayarını açıp facebook’a giren ev kadınları, dul kalmış,  boşanmış veya hiç evlenmemiş bayanlar, orta yaşı devirip yakın gözlükleri ile torunlarının profilini inceleyen ninelerimiz… sizlere sesleniyorum! Lütfen aşağıdaki hataları yapmayın:

1) Hayat felsefeleri yazarak arkadaşlarınızdan “beğen” beklemeyin! Sürekli duvara yaşamla ilgili felsefi yazılar yazıyorsunuz ama yaşadıklarınızla yazdıklarınızın ilgisi yok. Keşke bu sözleri lisedeki felsefe öğretmenize söyleseydiniz… Artık çok geç olan oldu!

2) “Bugün feys’e giremedim, neler kaçırdım acaba?” diye kendinizi üzmeyin. Fey’s e girme yerine, etrafınıza bakın diğer bayanlardan feyz alın. Güzel yemekler pişirin, gezin, atın kendinizi çayırlara, baharın tadını çıkartın…

3) Bilgisayar başında, arkadaşlarınız hatta arkadaşlarınızın arkadaşları ile ilgili tüm dedikoduları alma derdindesiniz. Artık “ilişkisi yok”!!! Durmayın yorumlayın, haber verin diğerlerine…

4) Tarla ekip, çilek toplamaktan bıkmadınız mı? İneğiniz, çiftliğiniz derken eviniz Ali Baba’nın çiftliğine dönmesin sakın!

5) Feysinize değil, yüzünüze önem verin, bol makyaj yerine gülümseyin. Gülün ki yüzünüzdeki gamzelerle güzelleşin. Sakın feysinizi asmayın…

6) Sizi ekleyip arkadaşlık teklif eden baylardan dolayı havalanmayın. Onların amaçları farklı, sizi çevrim içi yakalayıp, ya webcam’den görme ya da telefonunuzu alıp sesli taciz derdinde onlar!

7) Profil fotoğrafı ile gerçek görünümünüz aynı olsun. Photoshoplu fotoğraflarla kandırmayın milleti!

8) Dürtmeyin, dürtenleri de dürtmeyin. Siz gerçek hayatta arkadaşlarınızı dürtüyor musunuz?

9) “Beğen” ama her paylaşımı değil! Yoruma, ilişki duruma, ota, ….. “beğen” tuşuna basıyorsanız, en kısa sürede bir psikoloğa gitmenizi şiddetle tavisiye ederim.

10) “Hay senin feysine ……” cümlesini söyletmeyin!!!

11) Ben hiç “çevrimdışı” olup arkadaşlarımla konuşmam diyen bayanlar, sevgilinizle takıştınız, kocanızla kavga ettiniz… intikam vakti! “çevrimiçi” olur olmaz arka arkaya açılan konuşma penceleri sizi havaya sokmasın!

12) “Ben cepten giriyorum ayol”, hem sıfır bedenim, hem de 0.facebook.com kullanıyorum diyerek cepten şu cafe bu bar’dayım mesajları atarak reklam yapmayın!

13) Tüm kankalarını “kız kardeş” olarak ekleyen, profilini geniş aileye çeviren genç kızlarımız, bırakın bu işleri gerçek ailenizle ilgilenin, büyüklerin ellerini, küçüklerin gözlerini öpün…

14) Profilimi kim inceledi paranoyasından kurtulun! Yolda yürürken size bakanları liste halinde görmek istiyor musunuz?

15) Profil fotoğrafına sevgilisi ya da eşi ile beraber fotoğrafınız koyarak ne demek istiyorsunuz!!! O kişisel bir foto alanı, “benim sevgilim var”, “çok mutluyuz”, “yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez” mesajlarına kimse inanmıyor artık!!!

16) Feys Food = yiyin çıkın, Feys Book = girin çıkın…  Saatlerinizi harcıyorsunuz yazık size!

17) “Günaydın herkeze” (ki doğrusu herkes’dir) gibi anlamsız mesajlar atıp yorumlara cevap vererek kendinizi avutmayın. Kime gerçekten günaydın demek istiyorsanız telefon açın o kişiye!

18) Bir bikinili fotoğraf koyun fotoğraflar arasına ki ne kadar güzel olduğunuzu herkes görsün. Artık giymiyor musunuz! Olabilir gençlik fotoğrafınız koyun o zaman.

19) Arkadaş sayınız 1000’in üzerinde ise, sizin içinize feys girmiş. En kısa zamanda bu “Şeytan Ruhlu Melek Face” i içinizden çıkarmanız gerek!

20) İş yerinden ve okuldan tüm yasaklara rağmen proxy ile feys’e giriyorsanız, cepten sürekli feys mesajları geliyorsa, siz “major depresif feyskolik” olmuşsunuz!!! Vah vah vahim durumdasınız!

* Eğer yukarıda yazdığım maddelerden en az 5 tanesi size uyuyorsa, Facebook sayfamız Umutsuz Face Kadınları‘na üye olabilir, hiçbir madde size uymuyorsa beni – Levent Özen‘i  facebook’tan ekliyebilirsiniz 🙂

Reklamlar

Geçmişe Mektup

Bunca yıl sonra “Suçlu kim” sorusunu bana sorduran “suçlu kim ” bilmek istiyorum.

Soruyorum beni kim sevgi arsızı yaptı..

Kim yüreğime sevgi tohumlarını bol bol serptti ve gitti

Neden ben herkesin,dostu,arkadaşı,annesi,ablası,sırdaşı, kurtarıcısıyım.

Neden annem yok, neden babam yok, neden ablam yok, neden kardeşim yok.

Hepsi birer birer yok olduğu için mi ben bu görevleri yüklendim.

Bir taraftan güçlü ve cesurken, diğer taraftan neden ürkek ve korkak hallerim.

Yapılan tüm kalleşliklere affedici bir ruhla cevap vermem neden..

Neden kimse kendinle hesaplaşmazken ben sürekli hesaplaşıyorum..

Hayallerimi, güvenimi ve sevgiye,özleme dair her şeyi

Sırtıma yüklenmiş boşaltacak yer arıyorum ..

Tek tek karıştırıyorum geçmiş sayfaları

Her satırında bir can acısı

Önümde kocaman geniş bir muamma deryası.

Zaman su gibi akıp geçiyor.

Her gün bir yaprak daha..

Büyüdüm anne,

Hani küçükken yaramazlık yaptığımda bana kızar ve “anne olunca beni anlarsın “derdin ya.

Ben anne oldum ama, hala seni anlayamadım.

Ben kızımın gözünden akan bir damla gözyaşına dünyaları yıkabilecekken

Senin bana döktürdüğün gözyaşlarının sebebini anlamadım anne

Ben anneliği her şeyin önünde tutarken.

Senin anne oluşunu ve beni unutmanı anlayamadım anne.

Evet ben kızımı yalnız bırakmamak için ölmekten korkarken , senin yaşarken terkini ve ölümünü anlayamadım anne.

Yıllar sonra bu mektupla seninle konuşurken ve “anne” kelimesini kullanırken hiç canım acımadı bilimiyor musun.

Kızım beni her an özlerken, benim seni hiç özlemeyişimi de anlamadım anne.

Sen nasıl bir annelik yaptın ki bana, ben mükemmel bir anne oldum onu da anlamadım.

Hayatımda ki en büyük suçlu sensin aslında..

Bütün yalnızlıklarımın,özlemlerimin, açlıklarımın altında hep sen varsın aslında.

Hani içinde bir kıvılcım olur ya, bendeki kıvılcım kor oldu.

İnan ama her şey yolunda gidiyor yine de.

Ben büyüdüm be anne..

Yanından ayrılamayan ufacık kızın

Artık uzaklarda, üstelik yalnız

Hem de herkesin içinde..

Yeniden çocuk olmayı, sadece acıkınca ağlamayı ,

Bugünleri, şimdiyi yaşamayı hiç istemezdim anne.

Bir hayal kuruyorum dokunma sakın bana.

Zaman geri gitse, ben yeniden çocuk olsam ve sen bana gazozlu kek yapsan..

Sadece kendimi kandırıyorum biliyorum.

Bu halim ne sitem, ne de naz..

Olsun ben yine de ayaktayım

Ve ben her şeye rağmen iyiyim

Belki merak ediyorsundur !!!

Kaynak: Özlem ÜNEY

Rüyalarda Uçmak

Lise çağlarına kadar hayal gücüm o kadar kuvvetli ve keyiflliydi ki, rüyalarımda hatta rüya ile gerçek yaşam arasında bile uçabiliyordum. Uçmak için beynime sinyal gönderiyor, müthiş uçma hissi ile ayaklarımı yerden kesiyor, oradan oraya istediğim her yere uçuyordum. Herşeye yukarıdan bakıyor, gülümsüyor, mutlu oluyordum. Bir çeşit süpermen’dim aslında ben, kötülerle savaşmayan sadece uçmaktan zevk alan bir çocuktum. İşte belki de bu yüzden ilkokul’da çizdiğim kuş amblemimi logo olarak LeoTheMaster‘da kullanıyorum.

Mutlu bir çocukluk geçirdim, daha doğrusu çocukluğun nasıl bir şey olduğunu anlayamadan akıp gitti seneler. Yaramaz ama akıllı kardeşim, babasız büyüyen babam, çalışmak zorunda olan annem, dolayısıyla bize sevgisi ile bakan babaannem… Hayallerde uçan Levent artık hayallerde değil gerçek hayatta uçuyor istediği yere. Uçmayı öğrenene kadarmış meğer hayaller…

İşte kan bağı olan uçuş ekibim:

Sevgili kardeşim Koray: Senin gibi bir kardeşim olduğu için gurur duyuyorum. Çok uğraştın en sonunda başardın, istediğin işin, eşin ve oğlun var değerini bil hayatın. Uçabiliyorsun sen. Demir’le seni gördükçe daha da gurur duyuyorum senle, hayatın için uğraştığın o küçük şeyler vardı ya, işte onların daha büyüğü ile uğraşacaksın artık,  Demir uçmayı öğrenene kadar…

Sevgili babam Necdet: Bulamadığın baba sevgisini bize fazlasıyla 🙂 tattırdın, hala yanımda olman inanılmaz bir mutluluk. Bana ve kardeşime yaptığın babalık hizmeti karşılığında sana 2 tane erkek torun makbuzu kesiyoruz. Bize sen uçmayı öğrettin, onlara da uçmanın nasıl bir şey olduğunu anlat babacığım…

Sevgili annem Ayşe: Senin kadar çalışkan bir anne yoktur Dünya’da. Neler gördün geçirdin hayatta, her düştüğümde sardın kanadımı, tekrar uçmam için umut verdin, hep aşağıdan baktın düşerse tutarım belki diye…

Sevgili babaannem Ayşe: Uçmayı hayal ettiren ve karşılıksız sevgisini veren meleğimsin sen benim. Cennette zaten uçabiliyorsun o beyaz kanatlarınla…

Sevgili Yeğenim Demir: Yüksek oktanlı süt emmeye devam ediyor. İleride bizden çok daha hızlı uçmak için…

ve Sevgili oğlum Can: Hayatımdaki en değerli varlıksın sen, sen benim lisedeki halimsin. Hayallerde uçan ve gerçek hayatta uçmak isteyen gençsin. Sakın korkma o boşluktan bıraktığın an kendini zaten uçacaksın. Azim ve dikkatle yapacaksın bunu inan. Biz yaptık, sende yapacak, hatta Demir’e anlatacaksın. Sakın yılma oğlum, unutma biz seninleyiz…

BursaRay Kestel III. Aşama (Doğu Hattı) İhalesi Yapıldı

Büyükşehir Belediyesi tarafından projelendirilen ve hafif raylı sistemi Kestel ve Gürsu’ya ulaştıracak olan Bursa Hafif Raylı Sistem III. Aşama (Doğu Hattı) ihalesi yapıldı.

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından bu dönem programda bulunmamasına rağmen gündeme alınan BursaRay Kestel hattının ihalesi, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Altın’ın komisyon başkanlığında yapıldı. Kesintisiz ve konforlu ulaşımı Kestel ve Gürsu ile buluşturacak olan projenin temelinin 2 ay içinde atılması ve 2 yıl içinde bitirilmesi planlanıyor.

Büyükşehir Belediyesi Acemler yerleşkesindeki Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı’nda yapılan ihaleye, 12 firmanın temsilcisi katıldı. Yerli firmaların yanı sıra yabancı firmaların da katıldığı, keşif bedeli 106 milyon 309 bin 532 TL olan ihalede, Ankara Ticaret Odası’na kayıtlı olan ve ihaleye ortak giren Gülermak A.Ş. ile E+M Elektrik Ltd. Şti. firmaları, 68 milyon 517 bin 281 TL bedelle en düşük teklifi sundu. 16 isteklinin dosya satın aldığı ancak 12 firmanın katıldığı ihaledeki en yüksek teklifi ise 111 milyon 672 bin 835 TL ile bir İtalyan firması olan G.C.F. Generale Costruzioni verdi.
İhale Komisyon Başkanı Mustafa Altın, ihaleye katılan dosyaların yasal mevzuata uygun olarak inceleneceğini ve ihaleyi kazanan firmanın 45 gün içinde açıklanacağını söyledi. Altın, ihalenin ardından yasal beklemenin tamamlanmasıyla ilk kazmanın 2 ay içinde vurulacağını belirterek, kentin doğusu ile batısını buluşturacak olan BursaRay Doğu etabının 8 kilometre uzunluğunda, 7 istasyonlu olacağı ve bünyesinde, Esenevler mevkiine Büyükşehir Belediyesi’nin yapacağı 1 batçık da bulunan projeyi kapsadığını sözlerine ekledi. Projedeki 3 adet köprünün genişletme çalışmalarının da Karayolları Bölge Müdürlüğü tarafından yaptırılacağı belirtildi.

İhale videosu:
http://www.bursa.bel.tr/player.swf

Kaynak: Bursa Büyükşehir Belediyesi

LeoTheMaster Karakalem Çizimler – Deviantart

15 yıl önce karalama defterine çizidiğim karakterleri sizlerle paylaşmak istedim:
http://st.deviantart.net/styles/swf/sitback.swf/sitback.swf?v_0_9_7_05

Umarım beğenmişsinizdir… Ne tipler canlandırmışım hayalimde, ne tipleri yansıtmışım kağıda. Çizgiler, gülen yüzler, kıvırcık saçlar, yüzdeki yara izleri aklımda kalanlar. Ya kalpteki yara izleri!

O çizgiler zamanla yüzlerimizdeki yerlerini alacaklar, yılların hepsi bir bir işlenecek yüzümüze. Gerdirmeyin yüzünüzü, alın tüm hayat tecrübelerinizi yüzünüze ve ellerinize, ağlamak kadar yaşlanmakta güzeldir…

Sarman ile Karman Çorman – Tekir ile Diğer Bekir

Sarman ve Tekir adlarında iki kedi üniversiteden mezun olduktan sonra beraber iş aramışlardı. Bizim iki kanka kedi güzel bir firmada işe başladı. Her sabah erkenden işilerine başlayan kediler, çok çalışır… Çok üretir… ve bunları zevk alarak yaparlardı. Sadece patron’dan emir alarlardı. Herkes mutluydu…

Büyük patron Panter, kedilerin başında şefleri olmadan kendiliğinden bu kadar hevesle çalışmasına çok şaşırırdı.Bir gün aklına parlak bir fikir geldi; eğer kediler, başında bir yönetici bile olmadan bu kadar üretken olabiliyorsa, bir de başarılı bir yöneticisi olsa neler yapardı?

Bunun üzerine, müthiş bir yöneticilik kariyeri olan ve yazdığı raporlarla ünlü köpek Çomar’ı işe aldı. Hem bizim kediler köpekten tırsacak, iş yerine disiplin gelecek hem de köpek gibi benim dediğimi yapar mantığı vardı, panter patronda. Bizim “it” Köpek işe öncelikle bir kronemetre alarak başladı. Böylece Sarman ve Tekir’in çalıştığı saatleri tam olarak ölçebilecekti. İş saatlerinde gevşekliğe müsaade etmeyecekti. Elbette raporlarını düzenleyecek bir sekretere de ihtiyacı olacaktı. Bu nedenle hem telefon trafiğini yönetmek ve hem de arşiv işleri için Van’lı Van kedisi Topak’ı işe aldı.

Panter, gelişmelerden çok memnundu. Çomar’ın hazırladığı raporlar gerçekten harikaydı. Hatta ondan üretim hızını ölçen ve kârlılığı analiz eden renkli grafikler de hazırlamasını istedi. Böylece bu raporları ortaklarına sunum yaparken kullanabilecekti. Topak, bu raporları üretebilmek için yeni bir bilgisayara ve donanıma ihtiyaç duydu. Artan ekipmanlar için de artık bir bilgi işlem departmanı oluşturmanın zamanı gelmişti. Bu işleri idare etmek için yeni mezun kedi Köpük işe alındı.

Bir zamanlar mutlu, üretken ve rahat olan kanka kediler, bu yeni toplantı düzeninden ve evrak işlerinden yılmıştı. Zamanın büyük bir kısmını sorulan soruları cevaplamak ve evrak işleri yapmakla geçiyordu. Sarman olanları kabüllenmiş, kendini işe vermişti. Tekir ise kendini geliştirme sevdasındaydı. Hatta mart aylarında hiç rahat durmuyor, kedisel iç güdülerle nereye saldıracağını şaşırıyordu.

Panter, kanka kedilerin çalıştığı bölümünün giderek büyümesinden memnundu. Bölümü daha da büyütmek üzere bir üst yöneticiye ihtiyaç olduğunu düşündü ve bölüm başkanı olarak başarıları ile ünlü saksağan Salim’ı işe aldı. Dam üstünde saksağan demeyin sakın, her kurumsallaşma sevdasındaki şirkete gelir bu saksağan kafalılar!

Kendi rahatına ve keyfine düşkün saksağa’nın ilk icraatı ofisi rahat edebileceği yeni mobilyalarla döşemek oldu. Tabi ki kendisinin yeni bir bilgisayara, bütçe kontrol ve stratejik verimlilik planı hazırlanması için kişisel bir yardımcıya ihtiyacı vardı. Bunun üzerine eski işyerindeki yardımcısı Tavuskuşu İbo’yu işe aldı. Hatta abartıp eksi şirketindeki tüm gereksiz kuş cinslerini transfer etmeye başladı! Buna baykuş ve hatta Bayan Kuş’ta dahil 🙂

Tekir’in çalıştığı yer giderek kimsenin gülmediği, neşesiz ve mutsuz bir mekana dönüşmüştü. Tekir yeni katılan kadro ile takışıp kavga ediyor, panter edasıyla kendini geliştiriyor, diğer firmalarla ilişki kurup yeni müşteriler buluyordu. Diyar diyar dolaşıp, Diyarbakır’lı tekir kedi Bekir’le de tanışması işte böyle bir iş gezisinde oldu. Bekir esmer, uzun tüylü, yelleli, ser bakıştı bir kediydi. Tekir’e bir gün Tekir’e “Sen çok büyük işler yapacaksın” aslanım dedi!

Saksağan Salim, patronu Panter’i ortamın ruh halini değiştirecek bir çalışma yapılması gerektiğine ikna etti. Bunun üzerine, Kanka kedilerin bölümünde olup bitenleri gözden geçiren Panter, üretimin ve kârlılığın dramatik bir şekilde düştüğünü fark etti. Hemen, son derece itibarlı ve iyi tanınmış bir Danışman olan akbaba Orhan’ı sorunu çözmesi için işe aldı.

Orhan (ak)baba, kanka kedilerin bölümünde üç ay geçirdi. Bu hummalı çalışmanın ardından ciltlerce süren muhteşem bir rapor yazdı. Raporun sonucu şuydu: “Departmanda aşırı istihdam vardı”.

Panter, raporu inceledikten sonra dramatik bir karar verdi ve elbette, ilk olarak negatif tavırlarıyla dikkat çeken, mutsuz ve çalışma isteğini kaybetmiş olan Tekir’ı işten çıkardı! Sarman çalışmaya devam ediyordu ama kafası karman-çormandı!

devam ediyorum….

Tekir suya düşmüş kedi gibi olmuştu! Ne yapacağını bilemedi, hemen arkadaşı Bekir’ı aradı. Bekir ona “Şimdi aslanlığını gösterme zamanı” dedi ve verdi gazı, “Aç bir şirket, yap bildiğin işi”. Sarman’ın aklı karman çorman olmuştu!

Nede olsa kedi familyasından geliyorum, büyüyünce aslan da olabilirm düşüncesiyle, “gireyim şu piyasaya” dedi ve açtı kendi şirketini… Ya kedi olarak çalışmaya devam edecek, ya da eski panter patronu gibi Aslan Tekir olacak. Hep beraber göreceğiz…

Çerez Tabağı ve İkinci Evlilik

Ben kuruyemişi gerçekten çok severim. Benim gibi pek çok kişi de sever, özellikle de alkollü içeceklerin yanında iyi gider çerez. Sevmem diyen kişi çok azdır, sadece yemek istemeyenler vardır. Sivilce yapar, alerji sebebidir, şişmanlatır, ıshal yapar vs… Yine de dayanamaz insanlar ve atarlar ağızlarına bir tanesini, zaten bu ilk hamle yeterlidir tabaktaki kalanları yemek için.

Fatih Altaylı’nın benzetmesine göre ikinci Evlilik – Kuruyemiş Teoremi:

Biliyorsunuz, önce fıstıklar, ardından bademler, sonra fındıklar ve hatta kajular yenir. En sona ise leblebiler ve kabak çekirdiği kalır. Eğer belli bir yaşa kadar evlenmemişsen de durum farklı olmaz. Ya kalan leblebiler ve kabak çekirdekleri ile idare edersin, ya da olur a bir fıstık bulurum diye tabağı karıştırır durursun.

Daha gelişmiş şekliyle:

Aynı tabakta ucu açılmamış kabuklu fıstıklar da kalır. Herkes bir eller, bakar ama kimse açmaya cesaret edemez, tabağa geri bırakır. Onlara ulaşmak cesaret ister. Dişine güveneceksin kıracaksın ki, içinde gizlediği lezzete ulaşabilesin. Ama risklidir, dişini kırabilirsin…

Armudun sapı, üzümün çöpü devri çoktan geride kalmış, kalan sağlar bizimdir yolunda emin adımlarda ilerliyor olmanız gerekir ki, azimle bir fıstık bulasınız!

Benim de katkılarımla:

Tabağın dibinde biriken tuz aslında işin can alıcı yeri. Tüm kuruyemişlerin üstünden dökülen tuzun tadı başkadır. İster yeyin o tuzu, isterseniz yaralarınıza basın!